Türkçe
×
Tüm hakkı saklıdır. Sitemizde kullanılan tüm içerik ve görseller
Çetmi’ye ait olup izinsiz kullanımı hukuki yaptırıma tabidir.
İnviva
 Çetmililer | Çetmi, Çepniler, Çetmililer Vakfı, Çetmi’nin Sesi Dergisi, Antalya Çetmililer Derneği

ÇETMİ
Asırlardır Süregelen Bir Yolculuk
Köklü Miras, Güçlü Gelecek

×

Geçmişten bugüne uzanan yolculuğuyla, geleneklerini yaşatmaya devam ediyor.

Asırlık Bir Hikâye, Yaşayan Bir Kültür

Menu

Geçmişten bugüne uzanan yolculuğuyla, geleneklerini yaşatmaya devam ediyor.

Asırlık Bir Hikâye, Yaşayan Bir Kültür

KÜÇÜK HASAN EFENDİ
Şükrü KARACA

Âlimler peygamberlerin varisleridir.”

Bizden önceki büyüklerimizin “Kara İbrahimgil”, bizim de “Hocagil” sülalesi dediğimiz aile ocağının bu âlim ve fazıl zatını, yıllar önce vefat etmiş olduğundan sağlığında göremedim. Lâkin ilminin ve şöhretinin namını duymayan hemen hemen yoktur.

Bolay köyünden Şıh Ali Efendi’den ders alıp okumuştur. Hasan Efendi’nin hocası olan Ali Efendi, derslerinde fevkalade titiz bir âlim olduğu için okutacağı dersi önceden hazırlayıp, geceleyin evvela kendisi meczedermiş. Dolayısıyla hoca geceleri az uyurmuş.

Bir gece vakti, Şıh Ali Efendi’nin hanımı:

“Hoca, yeter artık. Yat gayrı!” deyince, Şıh Ali Efendi:

“Sen ne diyorsun hanım? Sabah olunca Mahı’nın oğlu benden ders ister!” diye cevap vermiş.

Hasan Efendi, oldukça zeki ve çalışkan bir talebe idi. Hocası bile yanlış ve eksiklerini fark ettiğinde, onun uyarılarından mahcup olurdu. Bu yüzden Şıh Ali Efendi, bu çalışkan öğrencisine karşı her zaman hazırlıklı olmaya gayret ederdi.

Hasan Efendi’nin ilim ve irfan damarı, köyümüzde ömür boyu imamlık ve hatiplik yapmış olan Ahmet Bayram Hoca Efendi (D:1324 – Ö:1985) ile son bulmuştur.

Köyümüzün son ilim erbabı olan, çok okumaktan gözlerini kaybetmiş merhum İhsan Yazıcı Hoca Efendi’ye bir gün sormuştum:

“Bana köyümüzün medrese hocalarının, yani müderrislerinin isimlerini söyler misiniz?”

O da şöyle cevap vermişti:

“Büyük Hasan Efendi, Kerim Efendi, Emin Efendi, Ali Efendi, Mehmet Efendi ve Küçük Hasan Efendi.”

İzmir’e kerimesi ve damadını ziyarete gelen Balcı Yaşar (Balcı Mevlüt’ün oğlu, D:1338 – Ö:1990), 11 Kasım 2001 günü ziyaretime gelmişti. Sohbet sırasında “Çetmi’den İnsan Portreleri” adını verdiğim çalışmalardan bahsedince bana şöyle dedi:

“Şu anda Antalya’da ikamet eden emmioğlu Baki, Konya’da otururken bana ‘yanına bir sıvacı bul, benim evi bir sıvayalım’ diye haber gönderdi. Biz vardık, evi sıvarken yaşlıca biri yanımıza gelip ‘benim evi de sıvar mısınız?’ dedi. Biz de kabul ettik. Emmioğlunun evi bitince, bu adamın evine geçtik. Nereli olduğumuzu sordu. ‘Çetmiliyiz’ deyince, ‘Demek bana ceviz ikram eden hocanın köylüsüsünüz ha!’ dedi.”

Ve anlatmaya başladı:

“Sizin köyün karşısındaki, Ambarkaya’nın yanından geçen yolu yapıyorduk. Bir gün iş bitiminde köyün içinden geçerken, bir ihtiyarın ceviz folu ettiğini gördüm. Selam verince beni buyur etti. Oturdum. Yeşil kabuklarından ayırdığı cevizlerden bir miktarını önüme itip ‘Buyur, hem ye hem konuşalım’ dedi.”

Adamı süzüyordum: Nur yüzlü, beyaz sakallıydı. Okumuş bir zat olduğu her hâlinden belliydi. Kendisine: “Efendim, müsaade ederseniz bir soru soracağım.” dedim.

“Buyur, sor bakalım. Eğer biliyorsam cevap veririm; bilemezsem (duvardaki kitapları göstererek) şu kitapları indirip teker teker bakar, cevabını bulur sana söylerim.” dedi.

Ben sordum: “Cenâb-ı Allah bu âlemi yaratmazdan önce ne ile meşguldü?”

Elindeki cevizi bırakıp bana baktı ve dedi ki: “Bak, Mahı’nın oğlu bu sorunun altından kalkar ama sen bu soruyu herkese sorma. Çünkü hem seni hem kendisini mahcup eder.”

Bu vakayı anlatan Taşbaşılı zat şöyle demişti: “Meğer o adam gerçekten büyük bir âlimmiş.”

İşte ilim ve hikmet böyle olur; tevazu da budur.

Türkmen kocası Yunus Emre ne güzel söylemiştir:

“İlim, ilim bilmektir,

İlim kendin bilmektir.

Sen kendini bilmezsen,

Bu nice okumaktır.”

İlim tahsil eden, olgun buğday başağı gibi tevazu ile boyun eğmelidir. Kendini bilen, Allah’ı da bilir.

Ne yazık ki bu aziz insanlar birer yazılı eser bırakmadan göçüp gittiler. Bu acizaneyi en çok üzen de budur.

Hatta, Küçük Hasan Efendi evindeki kitapları alıp “Dökük” mevkiindeki kayaların arasına dökmüştür. Daha sonra bu kitaplar Yusuf Karadeniz tarafından bulunmuş, İhsan Yazıcı Hoca’ya teslim edilmiş; içlerinden bir el yazması Kur’an-ı Kerim, eksik bir cüzüyle 1985 yılında merhum hocamız tarafından bana hediye edilmiştir.

Hâtemü’l-Enbiyâ Efendimiz buyurmuş: “Bir âlimin ölümü, bir milletin ölümü gibidir.”

Bu kayıpların yol açtığı boşluk, hem Çetmi’de hem de aziz yurdumuzda acı manzaralarıyla hissedilmektedir. Siyasetin ilmin önüne geçtiği zamanlarda bu perişanlık daha da belirginleşir.

Yine Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Ümmetimin âlimlerini ululayınız; çünkü onlar yeryüzünün yıldızlarıdır.”

İşte bu buyruğa uyarak, Molla Mustafa’nın (D:1254 – Ö:1332) oğlu; Ahmet, Mehmet, Hüseyin, Mustafa, Davut, Recep, Abdurrezzak ve Mehmet Bayram’ın babası olan, 05.02.1943 günü vefat eden “Küçük Hasan Efendi” namındaki âlimimizi hayır ve rahmetle yâd ediyoruz.