Köklerinden Güç Alan Bir Kültür.
Geçmişten bugüne uzanan yolculuğuyla, geleneklerini yaşatmaya devam ediyor.
Geçmişten bugüne uzanan yolculuğuyla, geleneklerini yaşatmaya devam ediyor.
ÇETMİ’DE YAŞAMAK…
Nurettin Özel
Hoş geldiniz canlar, sefalar getirdiniz amma
İki günde giderilemez ki bu hasret.
Çetmi’nin sonbaharın, kışın yaşamak gerek;
Sırtında curba çuvalı düşüp çardak yollarına,
Sulu sepen yeyip iyice üşümek gerek.
İstersiniz çocuklarınız da bilsin;
Memleketin dağlarını, havasını, taşını…
Lakin iki günde bilinemez ki bu Çetmi;
Çetmi’nin baharını, yazını yaşamak gerek.
Gevenli’de, Saz’da, Karakuzan’da pekmez kaynatıp,
Çubuklardan nefirne, töngül deşirmek gerek.
Yün verip kiraz almak gerek;
Efil efil esen yaylalarında,
Akdağ’da çiriş, Gölcük’te kuzukulak,
Güneymuğar’da selem deşirmek gerek.
Eline diken batarak garammıklardan
Toplayıp yaprakçıkları,
Garammıklı pilav pişirmek gerek.
Yorgun argın uzanınca koca ardıcın dibine
Gelir mi burnunuza nevruzun, sarıçiçeğin;
Sütlü yemliğin, yarpuzun, hatta sakar yoncanın bile
Kokusunu özleyip hasretini yaşamak gerek.
Garlığa gönderip köyün en deli oğlanını,
Kar pekmezlemesi yeyip, alnının tam ortasında
Bıçak saplanırcasına bir sancı hissetmek gerek.
Çaşır yolmak gerek Alata Dağı’nda, Gölcük’te;
Şalba, diken biçmek gerek Akdağ’ın çolpaklarında;
Yaprak kesmek gerek Çakıldede’de, Pelitlialan’da;
Pelit ağaçlarına salıncak kurup salınmak gerek.
Soğuk su içmek gerek tahta susakla Boğaz’daki musluktan;
İtderesi’nde balık tutup, Harmanböğet’te karabatağa gitmek gerek.
Açılıp çiçekler iğde kokusunu sarınca Yazlıkarası’nı,
Yakana anatütüyü takıp düşmek gerek yayla yollarına.
Koyup elini kulağına Devekayası’nda, Ahmadıl Boğazı’nda
Bir uzun hava asılmak gerek.
Şimşekler çakarken Evbeleni’nde,
Yırtık pabuçlarla koşturup Kösrelik çayırına;
Yağmurlarda ıslanarak sırılsıklam,
Bir bir dürterek kabarmış toprakları,
Sağır kulak mantarı deşirmek gerek.
Öküz gütmek gerek Çakıllı goyaklarında,
Tohum saçmak gerek Akmuğar topraklarına.
Yağmur duasına çıkmak gerek
Maşadalanı’nda, Yukarı Akmuğar’da.
Yeşil yeşil taneye durunca başaklar,
Çalı çırpı yakarak bir taş dibinde
Tutam tutam edip ütmek gerek.
Eynere durmak gerek on üç on dört kişiyle;
Ellik şakırtıları duymak gerek Mezargediği’nden.
Sıcağın gözünde, yığın altından çıkarıp toprak testiyi
Lıkır lıkır başına dikip bir tülbentten süzerek
“Şükür elhamdülillah!” diyebilmek gerek.
Sırtına yüklenip desteleri, yığınları;
Omuzunu ip biçerek, sırtına kılçık kaçarak
Harmana tüm sapı toplamak gerek.
Sonra koşmak gerek sakar öküzü düvene;
Öğlen sıcağında dön Allah dön.
Öküzün pisliği düşmesin diye malamanın içine
Arkasına kürek tutmak gerek.
Bir tel ekin bağlayıp öğendirenin ucuna,
Dikip harmanın yolağına;
Savurmak için arpayı, buğdayı poyraz beklemek gerek.
Tıka basa basarken saman hararını,
Yırtığından saman akmasın diye
Tutam tutam yonca basıp tıkamak gerek.
Üstündeki çöpelleri, samanı üfleyerek
Ayran tasından doyasıya içmek gerek.
Akşam köye gidip, gece havar sulayıp,
Doldurarak pancarı, peziği ala torbaya
Sabaha yaylaya yetişmek gerek.
Arpayı, buğdayı doldurup değirmen teknesine
Yardımlaşarak yıkayıp kurutmak gerek.
Oyuk yapmak gerek damların tepesine, muharilere;
Tahılı serçeler yemesin diye.
Sonra götürüp değirmene un ettirip Gök Mahmud’a,
Hocanın Ahmet’e, Keko’ya cevizli tandır pişirtmek gerek.
Yük yük üzümler getirmek gerek köfünlerle;
Çıplak ayaklarla çiğnemek gerek şırahnalarda.
Curbayı sarıp sarmalayarak manıza dallarıyla
Üstüne ağır bir taş koyup şırayı iyice sızdırmak gerek.
Tomata atmak gerek pekmez tavasına.
Koca kazanlarda kaynayan ekşi ayrana
Yarma atıp kış için tarhana yapmak gerek.
Ayı pancarından araba yapıp sürmek gerek;
Karanfil kabuklarını dizip çocukların boynuna.
Ceviz kabuğundan borazan,
Söğüt dalından hübbük çıkartmak gerek.
Mısır ütmek gerek pelit közü üstünde;
Tomata, uzun bakla pişirmek gerek koca tencerelerde.
Bir avuç çay atıp öksüzden doldurulmuş demliğe,
İsli çaydanlıktan çay içmek gerek.
Ardıç kabuğundan, ilabodadan gazete kâğıdına
Sığara sarıp kav çakmağıyla yakıp tüttürmek gerek.
Erik ağaçlarından, kiraz sakızından tutkal yaparak;
Gavaklımuğar yamaçlarında sumak sıyırıp,
Sekiden çıtlık sakızı toplamak gerek.
İftarı beklemek gerek damların uçlarında;
Teravih namazı kılmak İmam’la, İhsan Hoca’yla.
Bayram namazına erkenden camiye gidip,
Namaz sonunda herkesle bayramlaşıp barışmak gerek.
Sini sini yemek taşımak gerek Nasıf Odası’na, Kurtlar Damı’na;
Lokma yemek gerek bir sene önce aramızda olup da
Şimdi olmayanları rahmetle anarak…
Sonra silah sesi gelince Kurtlar Damı’ndan
Çıkarıp bir şarjör boşaltmak gerek.
Yayladan inince oğlakla kuzuyu ayırmak gerek analarından;
Arada bir tuz vermek gerek dere boylarında, taş gölgelerinde.
Sabah erkenden yoğurup özleştirerek hamuru,
Dürüm dürüm edip yufkaları; sitile baklalı pilavı doldurmak gerek.
Eski Mezarlığa, Ilkılık’a taranırken kızlar, gelinler
Takıp helkesini koluna süt sağmak için
Sallanması gerek döş üstünde sarı sarı altınlar.
Kabaralı potinlerle yere canlı canlı basarak
Kimin gelini, kimin kızı olduğu bilinmesi gerek.
Çocukların azıklarında ekmek helvası;
Önünde üç beş lökü, bir iki ekdi oğlak;
Ağzında bir türkü ya da bir uzun hava,
Kâh yardan, kâh ayrılıktan, kâh ölümden…
Taşlarda yankılansın, keyif olsun diye
Avazın çıktığınca bağırmak gerek.
Kütük düğünü dökmek gerek yeni doğan oğlan çocuklarına;
Uzun Kamil’in deve olması gerek, Okka’nınsa koyun.
Çavuşların Ahmet’in kasap olması gerek;
Elinde kurban bıçağıyla oynaması gerek koyunun başında;
Sonra koyunun karnından ala urganı
Bir bağırsak sağar gibi çıkarması gerek.
Davul sesi duyulmalı Nasıf Odası’ndan;
Tütü Hüseyin omuzlarını titreterek oynaması gerek.
“Süpürgesi yoncadan” türküsünü söylemeli Ellez Mehemmet;
Tımbıllıya sesi gitmiyorsa zilli davulun,
Bir kâğıt yakıp derisini iyice ısıtmak gerek.
Maskot radyosunu koymalı pencere önüne Altıparmak Hasan;
Koymalı da sonuna kadar açmalı ses düğmesini.
Yüzbaşının karısı Muazzez Türink çalmalı o sıra;
Kolay değil, Eresillerin Musa’nın radyosu ile yarışması gerek.
Muhittin’in Kâtibi’ni de unutmamak gerek Mektebin Önü’nde;
Her ne kadar bastıramasa da bizim mahallenin radyolarını,
Dadaloğlu’ndan, Nuri Sesigüzel’den de dinlemek gerek.
Kasımda salmak gerek koçları, tekeleri, davarın arasına;
Arap olup deve çanı takıp boynuna,
İleğen kömbesi yaptırmak için köyün gençleriyle
Saya saya “Sallı beyim!” diyerek dekecik oynamak gerek.
Gabıklı tomata gömmek gerek saç kalkınca külün içine;
Kavut pekmezlemek gerek uzun kış gecelerinde.
Erkekler ekmek davasına balyozla döverken Antalya’nın en sert taşını,
Kadınlar çocuklarına yünden çorap örmesi gerek.
Erler dönünce gurbetten, ortaya dökünce yaban çuvalını;
Bir iki portakalı, limonu, narı, “bir hastaya, sağa gerek olur” diye
Saklamak gerek.
Elinde iğne kutusuyla koşturuyorsa Doktor Hasan ya da Çavuşların Ahmet
Bilin ki biri hastadır sokağınızda…
Karlar yağıp diz boyunca kapatınca damları,
Ayazlar insanın iliğini dondururcasına inerken muharilerden,
Çaresiz, çıkıp damı kürümek gerek.
Yalancıdır: “Bizim toprağımızdan kap olmaz” diyen;
Bir ustanın çıkıp “Olur!” demesi gerek.
İki günlük aş değil; üç yüz altmış beş günlük iş gerek bize.
Bu saçı dağınık çocukların, bu gelinlerin, bu kızların;
Bu benzi soluk, eli nasırlı insanların da
Sizin gibi giyinip, sizin gibi yiyip içmesi gerek.
Mecnun Leylâ’da ne buldu bilmem,
Ya da Şirin nasıl göründü Ferhat’ın gözüne…
Kötüye gönlümü değil, günahım vermem;
İyiye, güzele âşık olup sevmek gerek.
Yarenler, canlar; Çetmi’nin tüm gurbetçileri…
Sağ olun, var olun; köyümüzün hep gururu oldunuz.
Acı tatlı günlerimizde, iki eliniz kanda olsa da
Koşturup geldiniz; bizleri dost-gardaş bilerek.
“Yiğidi öldür, hakkını ver” demişlerse de yanlıştır;
Yiğidi öldürmeden hakkını vermek gerek.
Toplanıp geldiniz ıraklardan, hatta gavur ellerinden…
Size öğüt, nasihat vermek haddime düşmez;
Zaten elimden de gelmez ya…!
Üç yüz altmış üç gün ırak, iki gün yakın;
Çetmi’yi, yürekte; tââ şurada yaşamak gerek.